Net'in geniş bilgi Kaynağı - | Spor | Sağlık | Biyografi |

Arkeoloji Haberleri 2009

Arkeoloji Haberleri 2009 

; ">Bu yaz 150 tarihi mekan kazılacak

Yabancı kazı başkanları 48, Türk kazı başkanları ise 102 ören yerinde “tarihi” gün yüzüne çıkarmaya çalışacak.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünden alınan bilgiye göre, bu yıl, yabancı kazı başkanları Türkiye’de 48 ören yerini kazacak.Bunlardan Çanakkale-Sigeion, Muğla-Letoon, Kırşehir-Yassıhöyük ve Kırıkkale-Büklükale’de bu yıl ilk kez kazılara başlanacak. Bu kazıları, Almanya, Fransa ve Japonya’dan gelen kazı başkanları yürütecek. Bunun yanında, yabancı kazı başkanları geçen yıl başlanan 44 kazıya da devam edecek. Bu bunlardan Truva, Boğazköy, Göbeklitepe, Pergamon, Priene dahil 13 ören yerinde Almanlar, Aphrodisias, Gordion, Kinet Höyük, Sardis dahil 8 ören yerinde ABD’li kazı başkanları görev yapacak. Ayrıca, Aslantepe, Hierapolis, İasos, Kyme gibi 7 ören yerinde İtalyanlar, Boncuklu Höyük, Çatalhöyük başta olmak üzere 6 ören yerinde İngilizler çalışacak. Avusturyalı, Fransız ve Belçikalı kazı başkanları 2, İsveç, Japon, Kanada ve Hollandalı kazı başkanları 1 ören yerinde tarihi arayacak.

 

Türk kazı başkanları da 42 ildeki 102 ören yerinde kazı yapacak. Bunlar arasında 12 kazıyla en fazla İzmir ve Antalya’da çalışma yapılacak. İzmir’de Ayasuluk, Bayraklı, Erytrai, Klaros, Klazomenai, Limantepe, Metropolis, Nif Dağı, Panaztepe, Phokaia, Smyrna Agorası ve Yeşilova Höyük’de kazılar, bu yıl da sürecek. Antalya’da Alara Kalesi, Arykanda, Aziz Nikolaos, Bademağacı, Hacımusalar, Karain, Olympos, Patara, Perge, Rhodiapolis ve Side Tiyatrosu’ndaki tarihi değerler gün yüzüne çıkarılmaya çalışılacak. Ayrıca, 8 tarihi mekanın kazılacağı Muğla’da da Beçin Kalesi, Burgaz, Kaunos, Lagina, Myndos, Pedasa, Stratonikeia ve Tlos’un değerleri, Türk kazı başkanlarına emanet olacak. Öte yandan, Antalya’daki Myra Antik Kenti ve Andriake, İstanbul’da Bathonea, Osmaniye’deki Kastabala, Çanakkale’deki Zeytinlik Höyük, Amasya’daki Harşena Kalesi-Kızlar sarayı, Edirne’deki Edirne Yeni Saray, İzmir’deki Ulucak Höyük ve Bağlararası ile Tokat’taki Komana Antik Kenti’nde tarihi eserler için çalışmaya ilk kez başlanacak.

 

jULIOPOLIS KAZILARI

23 Kasım 2009 Kayıp Juliopolis antik kenti, Nallıhan’ın Çayırhan beldesinde aranıyor. Anadolu Medeniyetleri Müzesi arkeologlarından Mustafa Metin, “Ulaşmamız an meselesi” dedi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Özgür Özaslan, Ankara’nın Nallıhan ilçesi Çayırhan beldesi Gülşehri bölgesinde Juliopolis Antik Kenti kazılarının yapıldığı bölgede incelemelerde bulundu. Özaslan’ın bölgesindeki incelemelerine, Nallıhan Kaymakamı Ömer Toraman, Çayırhan Belediye Başkanı Ömer Bayrak eşlik etti. Gülşehri bölgesinde sürdürülen kazı çalışmalarında nekropolde (mezarlık) ortaya çıkarılan mezar odalarına girerek içerideki figürleri inceleyen Özaslan, kazı çalışmalarını yürüten Anadolu Medeniyetleri Müzesi arkeologlarından Mustafa Metin’den bilgi aldı. Metin, bölgenin çok önemli bir medeniyete ışık tuttuğunu, günümüzden 2 bin yıl öncesi uygarlıkların, Roma döneminin yaşam kalıntılarını ve mezarlarını ortaya çıkardıklarını ve çıkarmaya devam ettiklerini belirterek, “Bazı mezarlarda gümüş ve bronz paralar ve küçük küçük testiler, ölü ağzında paralar (kayıkçı parası) çıkıyor” dedi. 100 dolayında mezar odasına ulaşıldığını aktaran Mustafa Metin, tamamen taşlardan yapılmış bir lahitlere (Duvarları taş veya tuğladan, üstü taş bir kapakla örtülü mezar) rastladıklarını söyledi.

Arkeolog Metin, “Bu mezarlarda yatan insanların yaşam sürdürdükleri bir kent var. Ona ulaşmamız da an meselesi… Bu kentin isminin de Juliopolis olduğunu biliyoruz” dedi. Müsteşar Yardımcısı Özaslan ise “Çok muhteşem bir tarihi mekan gün yüzüne çıkarılıyor. Bu çalışmaların sürdürülmesi, Bakanlık nezdinde desteklerin sürmesi için, gayretim sürecek ve antik kenti de gelecek yıl ortaya çıkarmış oluruz. Buradaki tarihi değerlerin, mezar odalarının ve antik kentin ortaya çıkması gerekir” diye konuştu. Kaynak: Hürriyet Ankara

 

METROPOLİS

09.10.2009 
İzmir Torbalı ilçesinde 20 yıldır devam eden Metropolis kazılarının bu yılki çalışmasında, kadınların süslenme merakının yüz yıllar öncesine dayandığına ilişkin bulgular elde edildi.

Çalışmalar neticesinde ortaya çıkarılan binlerce yıllık yeni buluntularla Metropolis, tarihe ışık tutmaya devam ediyor.

Kazılara başlandığı günden bu yana ilk kez bozulmamış bir mezara ulaşan kazı ekibi, mezarda bulunan ve 25 yaşlarında genç bir kadına ait olduğu belirlenen iskeletle farklı bir heyecan yaşadı.

İskeletin etrafında bulunan ve M.Ö. 150'li yıllara ait 30'dan fazla koku şişesi, takı, iskeletin baş ve ayak ucundaki bronz aynalar, kadınların yüzyıllar öncesinde de süslenmeye ne kadar önem verdiğini bir kez daha ortaya çıkardı.

Kazı çalışmalarını AA'ya değerlendiren Kazı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Serdar Aybek, daha önce yaptıkları magnetik yüzey araştırmalarında tespit ettikleri yeni yapı alanındaki çalışmaları hızlandırdıklarını dile getirdi. 

Sürpriz Buluntular Tarihe Işık Tutuyor
Kazı ekibinde bulunan Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Aygün Ekin Meriç de bu yılki kazılarda sürpriz buluntularla karşılaştıklarını, bunlardan birinin de kendilerini çok heyecanlandıran bir mezar olduğunu aktardı.

"Roma dönemi kazıları sırasında bir kapakla karşılaştık. Kapağı kaldırdığımızda, formundan M.Ö. 150'li yıllara ait olduğunu anladığımız bir koku şişesiyle karşılaştık" diyen Meriç, bunun, o dönem mezarlarda sıklıkla kullanılan objelerden biri olduğunu belirtti. Dr. Meriç. sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu obje, bizim kapağın altında bir mezar olduğundan şüphelenmemize neden oldu. Kazdıkça iskelet parçalarına ve etrafını çevreleyen onlarca koku şişesine ulaştık. O döneme ait olan ve hiç bozulmadan günümüze kadar gelen bu mezar bizi çok heyecanlandırdı. Bu mezar üzerinde daha önce yaşanmış, Roma döneminde üzerine ev yapılmış. Ama şans eseri hiç zarar görmemiş, tamamen mezarı gözden kaçırmışlar."

İskeletin ayak ve baş çevresinde bronz aynalar, bir çift küpe ve pullar bulduklarını aktaran Meriç, bu bulgulardan, iskeletin 25 yaşlarında genç bir kadına ait olduğunun tahmin edildiğini anlattı.

Meriç, "Muhtemelen bu kişi, etrafındaki buluntulardan da anlaşıldığı üzere Metropolis'in varlıklı ailelerinden birine mensuptu. Etrafındaki bu eşyalar da kadının süslenme merakının yüzyıllar öncesine dayandığını bize gösteriyor" dedi.

Mezardaki heyecan verici buluntulardan birinin de iskeletin ayak ve baş kısmında bulunan kalem şeklinde, üzeri yivlendirilmiş kemik bir obje olduğunu belirten Meriç, yapılan araştırmalar çerçevesinde bu objenin o dönemde sıklıkla kullanılan yün eğirme aleti olduğunu belirlediklerini kaydetti.

"Metropolis": Ana Tanrıça Kenti
Verilen bilgiye göre, geçmişi tarih öncesi çağlara dayanan fakat planlı bir kent olarak günümüzden yaklaşık 2 bin 300 yıl önce kurulan Metropolis, varlığını Anadolu'daki ilk Türk Beyliklerine kadar sürdürdü.

İzmir'in Torbalı ilçesinin Yeniköy ve Özbey köyleri arasında bir tepenin üzerinde yer alan Metropolis, "Ana Tanrıça Kenti" anlamına geliyor.


Temmuz 2009 tarihi itibariyle kazının ilk yıllarından itibaren kaydedilen küçük eser sayısı 9 bin 559'a ulaştı. Eserler Efes Müzesi'ne ve İzmir Arkeoloji Müzesi'ne teslim edildi. 
TRT

SYMİRNA agora kazıları

12.10.2009
İzmir'in en önemli arkeolojik kazı alanlarından Agora'da, mitolojide adaleti sağlamak için intikam almayı savunan merhametsiz bir tanrıça olan "Nemesis" adına yapılan bir tapınağın bulunduğuna ilişkin ipuçlarına ulaşıldı.

Konuyla ilgili bilgi veren Agora Kazı Heyeti Başkanı Dokuz Eylül Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Akın Ersoy, kazılardan elde edilen bilgilerle yola çıkarak, bu alanda, "Adalet ve İntikam Tanrıçası Nemesis" adına yapılmış bir tapınağın bulunduğunu tahmin ettiklerini söyledi.

Ersoy, "Nemesis Tapınağı'nın varlığına yönelik çok sayıda bilgiye ulaştık. Bu tapınak batı alanında, ama kazı yaptığımız tarafta değil. Daha ileride, bugünkü Hürriyet Anadolu Lisesi altında olduğunu tahmin ediyoruz. Bu tapınağa yönelik izler var. Gelecekte yapacağımız çalışmalarla ortaya çıkarılacak" dedi.

"Çok Önemli Osmanlı Eserlerine Ulaşıldı"
Bu yılki kazılarda çok önemli Osmanlı eserlerine ulaşıldığını belirten Doç. Dr. Ersoy, "İddia ediyoruz ki 17-20. yüzyıl arasındaki en önemli Osmanlı eserlerini, biz bu alanda ortaya çıkaracağız" diye konuştu.

İzmir Agorası'nda kentsel arkeolojik kazılar yapıldığını, Agora'da, bu yılki kazılarda ortaya çıkarılan eserler arasında çok çeşitli Osmanlı seramikleri olduğunu ifade eden Doç. Dr. Akın Ersoy, şöyle devam etti:

"Agora kazıları 11 ay sürüyor. Bu yıl Agora'nın batı alanında kazılar gerçekleştirdik ve Osmanlı dönemi ağırlıklı kazılar yaptık. Biz Agora'da kentsel arkeolojik kazı yapıyoruz. Üst üste, katman katman bulunuyor. Öncelikle Osmanlı, altında Doğu Roma, Roma ve daha sonra da erken dönemlere iniş yapacağız."

; ">Agora’da Eros başıyla güneş saati bulundu

29 Eylül 2009 
Kazı Heyeti Başkanı Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Akın Ersoy, Agora kazılarının yaz bölümünün bu yıl çok başarılı geçtiğini söyledi. Ersoy, bu yılki kazılarda, müzelerde sergilenebilecek çok sayıda eserin gün ışığına çıkarıldığını, ancak en çok, cepte taşınabilen güneş saati ve “Aşk Tanrısı Eros Başı”nın ilgi gördüğünü ifade etti.

Doç. Ersoy, şu açıklamayı yaptı:
“Güneş saatini, Agora’nın batı alanında, Büyükşehir Belediyesi’nin kamulaştırma ve yıkım yaptığı alandaki tabaka kazısında bulduk. Eserin 13 veya 14. yüz yıla ait obje olduğunu öngörüyoruz. Antik dönemde biliyoruz ki, gün, 12 eşit bölüme ayrılır. Güneş saati, mermerden yapılmış. Büyük güneş saati çok bulundu, ancak küçük cepte taşınabilen cinsten olanı pek yaygın değildi. Güneş saatlerinin, kamusal alanların yoğun olduğu bölümlerde kullanıldığı anlaşılıyor. Saatin üzerindeki işaretleri inceleyeceğiz.”

Aşk Tanrısı Eros heykeline ait baş hakkında da bilgi veren Doç. Dr. Akın Ersoy, “Tarihe şahitlik yapacak bir eser. Mermer eserler, objeler, süsleme unsurları, genellikle kireç üretilmek için kullanılır, kireç ocağına atılırmış. Muhtemelen kireç ocağına yakın bir yerde bulduk. Kireç olmak üzereyken Eros başını bulduk” diye konuştu.

 

 

 

 

; ">Köylülerin dikkati 5 bin yıllık höyüğü ortaya çıkardı
3 Ekim 2009

Kütahya’da, kömür işletmesi arazisinde köylülerin eski eserler bulunduğunu fark etmesi üzerine yapılan kazıda, 5 bin yıl öncesine ait yerleşme ortaya çıktı.

Kütahya Müze Müdürlüğünde görevli arkeolog Özcan Şimşek, höyüğün, merkeze bağlı Arslanlı köyü yakınında, Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) Genel Müdürlüğüne bağlı Seyitömer Linyitleri İşletmesi (SLİ) arazisinde yer aldığını söyledi. Burada iş makinesiyle dekapaj yapılırken eski eserler bulunduğunu Ağızören köyünden birkaç yurttaşın fark ettiğini ve durumu Kütahya Müze Müdürlüğüne bildirdiklerini belirten Şimşek, arkeologların incelemesi sonrasında höyük olduğuna karar verilen tepenin kazılması için Kültür ve Turizm Bakanlığına başvurulduğunu ifade etti. 
Şimşek, Bakanlıkça onay verilmesinin ardından bir ay önce 30 işçiyle kazılara başlandığını ifade ederek, Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümünün, Seyitömer Höyüğü’nde yürüttüğü kazılarda görevli öğretim üyeleri ve işçilerin dahil olmasıyla kazı ekibinin geni şöyle konuştu: ”Dekapaj sırasında tarihi buluntular olduğunu gören bazı köylülerin durumu bildirmesiyle höyükte kurtarma kazısına başladık. Bir aydır yürüttüğümüz çalışmalara SLİ, her türlü desteği sağladı. Ayrıca DPÜ Arkeoloji Bölümünden öğretim üyeleri ve öğrenciler de destek verdi. 2 Ekimden bu yana 130 işçiyle devam ettirdiğimiz kazıyı 11 Kasıma kadar bitirmeyi hedefliyoruz. Höyüğün üst bölümlerinde Roma dönemine ait evler ve mekanlar olduğunu ifade eden arkeolog Özcan Şimşek, ”Daha alt bölümlerde Erken ya da Orta Tunç Çağı yerleşmeleri olduğunu buluntulardan anlayabiliyoruz. Yani burada günümüzden 5 bin yıl öncesine ait yerleşme var. En son yerleşmenin MS 3-4'üncü yüzyılda Roma döneminde olduğunu sanıyoruz” dedi. Seyitömer Höyüğü’ne yaklaşık 5 kilometre uzaklıkta yeni bulunan höyüğün, SLİ’nin kömür çıkarma çalışmalarını etkilediği için bir an önce kaldırılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Bilgen, burada bir ay çalışıp kurtarma kazısını tamamlamayı hedeflediklerini anlattı. Prof. Dr. Bilgen, dekapaj sırasında höyükte bulunan çok sayıda tarihi eserin tahrip olduğunu dile getirerek, ”Bu höyüğün yaklaşık 2 metre yükseklik, 2 bin metre kare alana sahip olduğunu tahmin ediyoruz” dedi. Seyitömer Höyüğü ile bu höyük arasında bağlantı olduğu yönünde ip uçları elde ettiklerini anımsatan Prof. Dr. Bilgen, şöyle devam etti: ”Seyitömer Höyüğü ile burası arasında kesinlikle bağlantı var. Seyitömer Höyüğü çok büyük bir üretim yeri. Asıl ticaretin döndüğü, büyük atölyelerde seramik, metal ve kile dayalı üretim yapılan, her şeyin asıl üretildiği yer burası. Diğeri daha küçük ve belki çok uzun dönem oturulmamış. Ancak uzun dönemler tarım yapılmış. Orada bulunan seramiklerle buradaki buluntular arasında bir paralellik olduğunu düşünüyoruz. Bu iki höyükte yaşayanların mutlaka kültürel bir işbirliği halinde olduğunu anlıyoruz.” Kaynak: Cumhuriyet 

 

ASSOS

13.10.2009
Çanakkale'nin Ayvacık ilçesi sınırları içinde yer alan ve geçmişi 4 bin yıl öncesine dayanan Assos Antik Kenti'nde yaşayanların bol bol balık tükettiği belirlendi.
Kazı Başkanı Doç. Dr. Nurettin Arslan, antik kentte yapılan kazılarda, özellikle mezarlarda bulunan iskeletlerin üzerinde, bazı önemli izlere rastlanıldığını söyledi. Özellikle erkek bireylerin ön dişlerinde çukur bir alanın oluştuğunun fark edildiğini ifade eden Arslan, araştırmacılar tarafından bunun balıkçılıkla uğraşan kişilerde daha yaygın olduğunun belirlendiğini bildirdi. Arslan, kendilerinin yaptığı kazılarda bunu destekleyen bazı verilere ulaştıklarına işaret ederek, "Doğal olarak deniz kenarında yaşayan bir halk olan Assosluların en önemli besinleri arasında balık yer alıyordu" dedi. Kazılarda Çok Sayıda Balık Tabağı Bulundu Bu yıl ve daha önceki yıllarda yapılan kazılarda, konut alanı ve nekropolde (mezarlık) çok sayıda balık tabağı olarak adlandırılan formlar ortaya çıktı. Bu da halkın bolca balık tükettiğini gösteriyor. Tabakların en büyük özelliği, ortasında çukur bir bölümün olması. Tabakların bu şekilde yapılması da ızgara ve yağda kızartılan balıkların tabağa konduktan sonra fazla yağ ya da suyunun birikmesi ve balığın ıslanmasının önlemesi... Bazı tabakların üzerinde ise balık resimleri olduğu gözlemlendi. Yöre halkı balığın dışında zeytin, nohut, yeşil mercimek, buğday, arpa, incir, bal ve zeytinyağı tüketmiş.

TROIA Kazılarında İki İskelet Bulundu

23.09.2009

 

 

Bir kadın ve bir erkeğe ait iskeleletlerin Truva Savaşı'nın kurbanları olabileceği düşünülüyor.

 

Truva Antik kentindeki kazılar sırasında heyecan verici bir gelişme yaşandı.

Arkeolojik kazılar sırasında bir kadın ve bir erkeğe ait iki iskelet bulundu. İskeleletlerin Truva Savaşı'nın kurbanları olabileceği düşünülüyor.

Homeros'un İlyada ve Odysseia destanlarına konu olan Truva antik kentinde bir ilk yaşandı. Aşağı kentte yapılan arkeolojik kazılar sırasında, bir kadın ve bir erkek iskeleti bulundu.

Kazı Başkanı Doç. Dr. Rüstem Aslan, "Bu kazılar sırasında sürpriz bir buluntu ile karşılaştık. Hemen hendeğin iç tarafında 2 tane iskelet 2 tane gömü söz konusuydu. Eğer tahminlerimiz doğruysa bu iskeletler bir kadın bir erkek kadın büyük bir ihtimalle çocuğuyla ya da dokuz aylıkken gömülmüş" dedi.

Tarihin en önemli savaşlarından biri olan Truva Savaşı'yla aynı döneme ait olan iskeletler, savaşın aydınlanmasında büyük rol oynayacak.

Kaleden 350 metre uzakta bulunan iskeletlerin, aşağı kentin ilk kurbanları olduğu tahmin ediliyor.

Doç.Dr.Rüstem Aslan," Hemen üstü çabucacık gömülerek özensiz bir şekilde gömülmüş. Eğer bu tahminlerimiz bu iskeletlerin tarih tahminleri doğruysa Troya savaşının ilk kurbanları diyebiliriz" şeklinde konuştu.

Önümüzdeki yıllarda da aşağı kent çevresinde devam edecek olan kazılar, tarihe ışık tutmaya devam edecek.

 

 

YEŞİLOVA HÖYÜK KAZILARI 
24/9/2009

En eski yerleşim birimlerinden olan Yeşilova Höyüğü’ndeki çalışmalar, bölgede yaklaşık 8 bin yıl önce çok zengin bir medeniyetin oluştuğunu, ancak insanlarının kaybolduğunu ortaya çıkardı. Yeşilova Höyüğü Kazı Heyeti Başkanı Yrd. Doç. Dr. Zafer Derin, AA muhabirine, 8 bin yıl önce, bugünkü Yeşilova semtinin bulunduğu "Birinci İzmir" olarak bilinen bölgede bu yıl yapılan kazılarda, çok önemli bilgilere ulaştıklarını, önemli eserlerin gün ışığına çıkartıldığını bildirdi. 
Çalışmaları sırasında İzmir’in ilk yaşantısına ait önemli çanak, çömlek ve aletlerin bulunduğunu belirten Zafer Derin, elde edilen ilk bulgulara göre, o döneme göre çok gelişmiş "Rönesans Dönemi’ olarak adlandırılacak bir kültürün yaşadığının anlaşıldığını kaydetti. Zafer Derin, çanak, çömlekler üzerindeki kabartmalara göre bir ana tanrıçaya tapınıldığının düşünüldüğünü belirterek, kazılardan elde edilen ilk bilgiler ışığında, bölgede MÖ 5700-5800 yılları arasında yaşayanların bir anda ortadan kaybolduğunun değerlendirildiğini öne sürdü. Yrd. Doç. Dr. Derin, şu bilgileri verdi: "Günümüzden yaklaşık 8 bin yıl önce zengin kültür, bir anda ortadan kalkmış. Şu sıralarda üzerinde durduğumuz konu bu. Bu kültür nereye, neden gitti? Bu sorunun üzerinde duruyoruz. Yoğun bir sel tabakası var, acaba kaçmalarına bu mu neden oldu? İklimsel bir felaket olabilir. Buzulların erimesi, ani kuraklık, ardından gelen yağışlı hava olabilir. Ama insanlar her ne olduysa yaşadıkları alanları terk etmişler. Zengin kültür gitmiş, yaklaşık 500 yıl sonra Anadolu’dan daha ilkel, kaba işçilikte kullanılan aletleri olan bir toplum buraya yerleşmiş." 
Gelişmiş toplumun kullandığı kaplarda ince bir işçiliğin olduğunu gördüklerini, 500 yıl sonra gelenlerin ise kaba işçiliği olan kaplar kullandıklarını belirlediklerini kaydeden Zafer Derin, "Sanki Atlantis uygarlığı gibi, Yeşilova’da yaşayan uygarlığın da ortadan kaybolduğunu biliyoruz. Nedenleri üzerinde çalışıyoruz" dedi. Zafer Derin, bölgede yaşayanların, Güneydoğu Avrupa veya kıta Yunanistan’ına gittiğini tahmin ettiklerini, ancak bir belgeye ulaşılamadığını belirterek, şöyle devam etti: "O yıllarda ticaret bölgede gelişmiş, adalarla ticaret var. O yıllara ait mezarlıklara ulaşamadığımız için gitmişlerse bile gittikleri yerleri bilemiyoruz. Eğer mezarlığa ulaşmış olsaydık DNA yapılarına da ulaşabilirdik. Mezarlık bulabilseydik, kültürlerin nasıl farklı kültürlerle ilişkili olduğunu elde edebilirdik. Avrupa’daki kazılarda ortaya çıkan hayvan kemikleri ile DNA’ları karşılaştırıyoruz, sirkülasyonları, nereden nereye kadar ilişkileri olduklarını saptamaya çalışıyoruz." Zafer Derin, bütün katmanların radyo karbon çalışmalarını yaptıklarını, Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü’nün de burada doktora çalışması yürüttüğünü ifade ederek, "Faaliyetlerimiz ilerliyor. On yıllar boyunca Ege Bölgesi açısından hiç bilinmeyen veya çok az bilinen kültürü dünyaya göstermeye çalışıyoruz" dedi. Derin, kazıların 3 ayrı bölgede devam ettiğini, zemin haritasının çıkartıldığını, 1.5-4 metre arasındaki derinliğe inerek, İzmir’in merkezine doğru seyahati sürdürdüklerini kaydetti.

 

Apollon Smintheus Tapınağı'ndaki hamam, kutsal bir alanda kurulu olması ve özel servis koridoru ile farklılık taşıyor.
21.09.2009

Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı Gülpınar beldesindeki Apollon Smintheus Tapınağı'nda inşa edilen antik hamam, genelde kent merkezlerinde bulunan hamamlardan, kutsal bir alanda kurulmuş olmasından dolayı farklılık taşıyor. Prof.Dr. Coşkun Özgünel başkanlığında yürütülen kazılar, Apollon Smintheus kutsal alanındaki hamamda yoğunlaştırıldı. Kazı ekibi üyesi arkeolog Davut Kaplan, Troas yöresinin en eski hamamı özelliğini de taşıyan yapının, temellerine kadar Bizanslılar tarafından tahrip edildiğini, bununla ilgili ellerinde belgeler bulunduğunu söyledi. Roma dünyasının günlük yaşamının bir parçası olan yıkanma geleneğinin en güzel kanıtı olan hamamın bazı ilkleri barındırdığına işaret eden Kaplan, milattan sonra 1. yüzyıl sonunda inşa edilmiş olan hamamın, konumu, plan ve tekniği açısından diğer örneklerinden farklı olduğuna dikkati çekti. Apollon Smintheus Tapınağı'nın hemen yanında inşa edilmiş olan hamamın en önemli özelliği, kutsal alanda ve rahipler tarafından yapılmış olması. Roma hamamlarının olmazsa olmazı olan ısıtma sistemi, farklı teknik uygulamalarıyla karşımıza çıkıyor. Temel seviyesinde korunmuş külhan bölümünde tespit edilen 4 ayrı ocak, en az üç mekanın tabandan ısıtıldığını ortaya koyuyor. Bu mekanlarda özellikle duvardan ısıtma sisteminin ilginç bir örneği olan "tegula mammatae" olarak nitelendirilen tuğlalar kullanılmış. Çalışanlara Özel Servis Koridoru Arkeolog Davut Kaplan, o dönemde halka açık olan hamamda küçük ve özel bir mekanın da alttan ve duvardan ısıtmaya sahip olduğunu belirlediklerini ifade ederek, şunları söyledi: "Bu mekan olasılıkla, halka açık bölümlerden soyutlanmış, din adamı ve yöneticilerin yıkandığı bir yer. Hamamın diğer bölümlerinin sadeliğine karşın, bu özel odanın zemininin mozaik tabana sahip olduğu ortaya çıktı. Ana renklerin tümünü barındıran mozaikte, geometrik ve bitkisel motifler bir arada kullanılmış ve adeta renk cümbüşü yaratılmış." Kaplan, hamamın diğer bir ilginç özelliğinin de, yapının ısıtılmasında ocakların yakımı ve bakımında görevlendirilmiş kişilere ait özel bir servis koridorunun varlığı olduğunu söyledi. Kaplan, tonoz örtüyle kapalı olan bu koridora hamam dışından girildiğini, böylelikle hamama yıkanmak için gelenler ile görevlilerin birbirlerini asla görmediğini ve rahatsız etmediğini kaydetti.

PATARA KAZILARI
17.09.2009

antik kentteki kazı çalışmalarında bu yıl, Kibele, Hades ve Afrodit heykelleri bulundu.

Patara kazıları, sevil altın, arkeoloji dünyası
Patara, Sütunlu Cadde

Dünyanın bilinen ilk demokratik meclisi, ayakta kalan en eski deniz feneri ve bugünün teknolojisine uygun su yollarıyla Patara tarihçileri şaşırtmaya devam ediyor... Antalya'nın Kaş ilçesindeki antik kentte yapılan kazıların bu yılki etabı da sona erdi. 1988 yılından bu yana süren kazı çalışmalarında tempo bir an olsun düşmüyor... Zira, Likya Uygarlığı'nın başkenti Patara Antik Kenti'nde bulunan her eser, dönemin yaşam biçimi ve teknolojisi konusunda tarihçilerde heyecan uyandırıyor. Çalışmalar Akdeniz ve Anadolu Üniversiteleri ile Almanya Mainz Üniversitesi'nin ortaklığıyla gerçekleştirildi. Kazı Başkanı Prof.Dr.Havva İşkan Işık, "Likya dönemi Bey Sarayı'na yönelik olarak çalışmalarımızı gerçekleştirdik. Bunun yanında meclis binasının restorasyonu ve diğer alanlardaki sağlıklaştırma etkinliklerimiz de devam etti. Çok başarılı bir sezon geçiriğimize inanıyoruz." dedi. Patara kazı çalışmalarında bu yıl Kibele, Hades ve Afrodit heykelleri bulundu. Su yolunun şehiriçi bölümü ve çarşı bölgesindeki 4 dükkan da ortaya çıkarılarak restorasyona hazır hale getirildi.

2800 yıllık Parion Antik Kenti’nde yapılan kazılarda tarihin ilk kalorifer sistemini bulduklarını söyleyen Prof. Dr. Cevat Başaran, “Kent, Efes ya da Zeugma gibi ses getirecek” dedi.
18 Ağustos 2009

Biga’daki Kemer Köyü’ne ilköğretim okulu yaptırmak isteyen İÇDAŞ, 4 yıl önce temel kazısına başladı. Çalışmalar sırasında 6 metre derinliğe inildi ve tarihi bir nekropolle karşılaşıldı. Gerekli izinler alınıp 2005'te arkeolojik kazı başlatıldı. İÇDAŞ Çelik Enerji Tersane ve Ulaşım AŞ ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteklediği Parion Antik Kenti kazılarını Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Cevat Başaran ve ekibi üstlendi. Arkeologlar, bu süreçte birçok tarihi esere ulaştı. Nekropol, amfi tiyatro, çarşı ve villaların bulunduğu 5 ayrı noktada devam eden kazılarda bugüne kadar 20 taş sandık mezarda altın taç, Eros motifli küpe ve yüzükler, pişmiş toprak ve cam gözyaşı şişeleri, sikkeler ve bronz aynalar bulundu. Kazı çalışmalarının başkanlığını yürüten Prof. Dr. Cevat Başaran, tüm bu eserleri Çanakkale Arkeoloji Müzesi’ne teslim etti. Başaran, ilerleyen yıllarda İÇDAŞ’ın da desteği ile Parion’un müzesesini yaptırmayı ve tüm bu eserlerin burada sergilenmesini arzu ettiklerini söyledi.
‘Altın üretiyorlardı’ Elde ettikleri bulgulara göre 2800 yıl önce, Parion’da yaklaşık 70-80 bin kişinin yaşadığını öngördüklerini aktaran Prof. Dr. Başaran, bir villada dünyanın ilk kalorifer sisteminin bulunduğunu belirtti. Antik kentte altın kalıpları bulduklarını, böylece şehirde altın üretimi yapıldığının belirlendiğini vurgulayan Başaran, “Parion’un, uskumru ve yunus balıkları, üzüm bağları, şarapları ve ön yüzünde boğa ya da gogo başı bulunan sikkeleriyle ün salmış bir balıkçı kenti olasılığı üzerinde de duruyoruz” dedi. Başaran, Parion Antik Kenti’nin, Türkiye’de, yabancı bilimadamı bulunmadan kazılan ilk tarihi kent olduğunun altını çizdi. Kaynak: Sabah

 

Van Yoncatepe'de Restorasyon
16.09.2009

Urartu döneminin önemli eserlerinden biri olan Yoncatepe Kalesinde, kazı ve restorasyon çalışması yapılıyor. Kale, 2010 yılında turizme açılacak. Van'ın Erek dağı eteklerindeki Yoncatepe Kalesi, Milattan Önce binli yıllarda Urartu krallarınca inşa ettirildi. Kalede 1997 yılından bu yana kazı çalışması yapılıyor. Kazılarda, Urartuların mimari yapı ve sosyal yaşantısıyla ilgili önemli bulgular elde edildi. İstanbul Üniversitesi Avrasya Arkeoloji Enstitüsü Müdürü Prof.Dr.Oktay Belli, bölgenin 2700 yıllık geleneksel konut mimarisi konusunda bilgi veren en önemli yerleşim merkezi olduğunu ve bu bölgenin mutfak, temizlik, banyo kültürünü öğrendiklerini dile getiriyor. Kalenin içinde bulunan saray ise Urartu Krallığının bilinen en büyük sarayı. 2 kattan oluşan sarayın, ilk katında taş, ikinci katında ise kerpiç kullanıldığı görülüyor. Restorasyon dikkatle ve titizlikle yapılıyor. Restorasyona ilişkin olarak bilgi veren Prof.Dr.Oktay Belli, "Yabancı bir madde yani çimento ve kireç hiç bir zaman kullanmadık. Aynı 2700 yıllık taşlarla inşa ettirdiğimiz yapılar sanki gerçekten o dönemde yapılmış sezisini hissini uyandırıyor" diye konuştu. Van'a 12 kilometre uzaklıkta, Yukarı Bakraçlı köyü yakınlarındaki Yoncatepe kalesi, önümüzdeki yıl turizme açılacak.

 

PARION ANTİK KENTİ'NDE PRENSES MEZARI 
15 Temmuz 2009

Parion Antik Kenti’nde yürütülen çalışmalar sırasında ulaşılan lahit mezarın kapağı açıldığında, Kazı Başkanı Prof. Dr. Cevat Başaran, kazı ekibi büyük sevinç yaşadı. Başaran ve kazı ekibi, antik kentin mezarlığında yürüttükleri çalışmada ortaya çıkardıkları önemli bulguyu alkışlarla kutladı.

Prof.Dr. Cevat Başaran, lahitin içinde yaptıkları incelemenin ardından, antik kentte kazı çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi. Bu yılki kazılar sırasında 2 gün önce bir lahit mezar bulduklarını anlatan Başaran, ilk olarak lahitin etrafını temizlediklerini, daha sonra ise ölçüm ve resimleme çalışmalarını yaptıklarını ifade ederek, ”Antik kentin nekropolinde yani mezarlığındaki kazıda önemli bir bulguyu ortaya çıkardık. Bu mezar, büyük olasılıkla günümüzden 2 bin 200 yıl öncesine ait. Çıkan altın takılar bize mezarın zengin bir kadına ait olduğunu gösteriyor. Bunu Parion prensesi diye tanımlayabiliriz” dedi. Mezarın içinde altın bir taç olduğunu, bu tacın çok sayıda altın puldan meydana geldiğine dikkati çeken Başaran, iki tane Eros imgeli altın küpe ile iki tane altın yüzük bulunduğunu, yüzüklerden birisinin hala ölen kadının parmak kemiğinde gün yüzüne çıktığını kaydetti. Lahitte başka bir ölü hediyesine rastlamadıklarını belirten Başaran, bölgenin deniz kenarına yakın olması nedeniyle çok nemli bir yapısı bulunduğunu, bunun da kemikleri tahrip ettiğini söyledi.

Başaran, Parion’da çok değişik ölü gömme tipleriyle karşılaştıklarını, 2005 yılından bu yana sürdürdükleri çalışmalarda, taş sandık mezar, lahit mezarlar ile üzeri kiremitle kapatılmış mezarlar gözlemlediklerini dile getirdi. Pairon’daki ölü gömme teknikleriyle ilgili bilgi veren Başaran, ”Bunlardan ilki cesetin doğrundan mezara yatırılmasıdır. Diğeri ise ceset olduğu yerde yakılıp bırakılıyor ve üstü kiremitle kapatılıyor ya da bir başka yerde yakılıp külleri bir kap içinde mezarlara bırakılıyor” dedi. Başaran, ölü hediyeleri arasında göz yaşı şişeleri, erkek mezarlarında kandiller, çocuk mezarlarında ruhu temsil eden başta güvercin ve kumru olmak üzere kuş figürü ile oyuncaklara rastlanıldığını kaydetti. Parion’da şimdiye kadar yapılan çalışmalarda yaklaşık 200 mezar kazdıklarına işaret eden Başaran, ”Bu da bize Parion’un oldukça görkemli bir kent olduğunu gösteriyor. Hellenistik döneme inildikçe zenginler katmanının egemen olduğunu görüyoruz. Günümüze yaklaştıkça ise Roma dönemi mezarlarında çok değerli bir buluntu yok. Sadece ölü hediyeleriyle karşılaşıyoruz. Erkek mezarlarında karşılaştığımız strigilis yani ter temizleme aleti bize burada yaşayanların sporcu bir toplum olduğunu gösteriyor” diye konuştu.Kaynak: Cumhuriyet

Kazı Başkanı Prof. Dr. Cevat Başaran, 2006 yılında antik tiyatro sahnesinin karşısında yapılan kazı çalışmalarında kalıntıları ortaya çıkarılan iç avlunun, revaklı bir Roma villasına ait olduğunun belirlendiğini açıkladı. Prof. Dr. Başaran, villanın, Roma döneminin gösterişli hayatını yansıtan bir mimari yapıya sahip olduğunu söylüyor.Villanın avlusunun sütunlarla çevrili olduğunu, şu anki çalışmalardaysa avlunun etrafını açtıklarını ifade eden Başaran, “Böylelikle yapının planını ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Buradaki mimari öğeler, villada çok lüks bir yaşamın olduğunu gösteriyor. Bu da Parion’un ne kadar zengin bir kültürel değere sahip olduğunu ifade ediyor” diyor.

 

Kayıp Kent BATHONEA Aranıyor 
17 Ağustos 2009

İstanbul’un tarihinde yeni bir sayfa açması ve Avrupa’nın geçmişine de ışık tutması beklenen kayıp kent Bathonea’nın meydana çıkarılması için kazı çalışmalarına başlandı.

Kocaeli Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Şengül Aydıngün’ün başkanlığındaki kazı ekibi, dün düzenlenen törenle antik alana ilk kazmayı vurdu.Küçükçekmece Gölü’nün Avcılar ve Küçükçekmece ilçeleri kıyılarında yapılan yüzey araştırmalarında izlerine ulaşılan antik Bathonea kentinin kazıların başlaması nedeniyle düzenlenen törende İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Prof. Dr. Ahmet Emre Bilgili, Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay, Avcılar Belediye Başkanı Mustafa Değirmenci ile bilim adamları ve arkeologlar ilk kazmayı birlikte vurdu. Törende konuşan İstanbul Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Emre Bilgili, “Bir tarihi yarımadamız vardı, ikinci bir tarihi yarımadamız oldu. Burasını bir turizm merkezi haline getireceğiz” dedi. Kazı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Şengül Aydıngün ise, antik kentin tümüyle gün yüzüne çıkabilmesi için kazı çalışmalarının 100 yıldan fazla süreceğini söyledi.

Yeri 2007 yılında tespit edilen ve “İstanbul’ un ikinci tarihi yarımadası” olarak nitelendirilen Küçükçekmece’deki antik Bathonea kentinde Bakanlar Kurulu kararıyla kazı çalışmaları başlıyor. Kazıları Türk arkeologlar önderliğinde bir araya gelen 4 ülke ve 7 üniversiteden uzmanlar yapacak. Uzun yıllar sürmesi beklenen arkeolojik kazılar sonucunda 2700 yıllık olduğu tahmin edilen bir tarih ortaya çıkarılacak.Kocaeli Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Şengül Aydıngün’ün başkanlığını yürüttüğü İstanbul Tarih Öncesi Çağlar Araştırmaları (İTA) projesi kapsamında 2007 yılında Küçükçekmece gölünün Avcılar ve Küçükçekmece kıyılarında bir yüzey araştırması yapıldı. Araştırma sonucunda göl kıyısında 2,5 kilometre uzunluğunda ve 1,5 metre yüksekliğindeki surlarla çevrili bir yerleşim yeri tespit edildi. Sualtı arkeoloğu Hakan Öniz’in çalışmalarıyla bulunan deniz fenerinin Erken Bizans Dönemi(M.S. 4-5 YY) eseri olduğu belirlenirken, taş iskele, rıhtım kalıntıları, ev duvarları, seramik ve mermer parçaları bulundu. Yine Küçükçekmece’deki Yarımburgaz Mağarası’ndan yola çıkan ekip, “İstanbul’un Avrupa’da ilk tarım yapılan yerlerinden biri olduğunu” kanıtlayan 10-15 bin yıl öncesine ait taş aletler elde etti. 
Yrd. Doç. Dr. Şengül Aydıngün başkanlığında; İstanbul, Bristol, KKTC Doğu Akdeniz, Hollanda Lahey, Selçuk, Strazburg üniversitelerinin uzmanları tarafından yapılacak. 9 ülkeden arkeolog, jeolog, mimar, sanat tarihçisi, sualtı araştırmacısı, şehir plancısı, jeofizikçi ve harita mühendisi 40 kişi, İstanbul’un tarihini daha da geriye götürmek için çalışacak.
 Kaynak: Milliyet 

KYBIRA Antik Kenti Kazıları 
20 Temmuz 2008

Burdur’un Gölhisar ilçesinde, 405 hektarlık alanda ayakta kalmış çok sayıda eser ve kalıntılara sahip Kibyra Antik Kenti’nde nekropol bölümü kazılarında, toplu yer altı oda mezarlarının dinamitle patlatıldığı ortaya çıktı. Gölhisar ilçesinden, Horzum Mahallesi sınırlarına kadar uzanan 405 hektarlık yerleşim alanında Antik Frigya, Pisidya, Likya ve Karya arasında geçiş bölgesi olan ve dört antik bölge kültürünün ortak izlerini taşıyan Kibyra Antik Kenti’nin tarih tahribatıyla karşı karşıya kaldığı ortaya çıktı. Burdur Müzesi ile Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Bilimsel Danışmanlığı’nca üç yıldır devam eden kazılar bu yıl 27 Haziranda başlanırken, arkeologlar, tepelik alandaki nekropol bölümünde toplu yer altı oda mezarlarının dinamitle patlatıldığını tespit etti. Kazı ekibi sorumlularından Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Şükrü Özüdoğru, oldukça geniş alana sahip kazı bölgesinde 22 kişilik arkeolog ve 15 işçiyle kazı çalışmasına başladıklarını, yer altı toplu oda mezarlarının bulunduğu tepelik alandaki toplu yer altı mezarlarının üç ayrı noktada dinamitle patlatıldığını ve buralarda kaçak kazı yapıldığını belirlediklerini bildirdi. Özüdoğru, ”Tepeyi, tavandan dinamitle patlatarak delmişler. Kışın yapıldığını tahmin ettiğimiz olayda, kaçak kazı yapılan yer altı oda mezarlarının açılan bölümleri sıvanarak kapatılmış. Çalışmalarımızı buradaki tahribatı onarıma yönelik de devam ettiriyoruz. Böylesine değerli bir alandaki tarih tahribatının üzüntüsünü yaşıyoruz” dedi. Sıvanan bölümlerin kazılması ve temizlenmesi sonucu, 5-6 kişinin gömülü bulunduğu oda mezarlarındaki iskeletlerin dağıldığını ve ölü gömme gelenekleriyle mezarların yanına bırakılan hediyelik eserlerin çalındığını tespit ettiklerini dile getiren Özüdoğru, mezarlarda kalan bazı hediyelik ve etütlük eserleri ise topladıklarını söyledi. Tahribat nedeniyle ortaya çıkan onarım çalışmalarının da antik kentteki kazı programına alındığını ve büyük maddi kaybın ortaya çıktığını belirten Şükrü Özüdoğru, şunları kaydetti:”Kazı bütçemizi aştık. Kazı bütçemizi 20-25 bin YTL civarında aştık. Eylül ayına kadar devam etmesi gereken antik kentteki kazılara, öngörülen bütçeyi aştığımız için kaçak kazı yapılan alandaki onarımları tamamlayarak, planlanan tarihten önce son vermek zorunda kalacağız. Kazılar, ancak ek ödenek gelmesi halinde sürebilecek.”Gölhisar Kaymakamlığı’na kaçak kazıları bildirdiklerini ve yetkililerden bölgede tedbir alınmasını istediklerini belirten Özüdoğru, olaydaki tek tesellilerinin ise yer altı oda mezarlarında bulunan iskeletlerin çalınmaması olduğunu sözlerine ekledi. Kaynak: KentHaber

 

; ">Agora kazısında dev mozaik alan bulundu
22 Haziran 2009

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Agora Antik Kenti çevresinde yaptığı kamulaştırmalar, tarihi zenginlik olarak geri dönüyor. İzmir’in Roma dönemine ait korunmuş en büyük mozaik alanı, geçtiğimiz aylarda kamulaştırılan bölgede ortaya çıktı. Yaklaşık 250 metrekarelik mozaik alan hakkında bilgi veren Agora Kazı Başkanı Yard. Doç. Dr. Akın Ersoy, “Geç Roma Dönemi’ne ait bu mozaik alanın, Kent Meclisi’nin önündeki salonun tabanı olduğunu düşünüyoruz. Kent Meclisi’nin büyük bölümü kamulaştırılan alanın altında duruyor. İzmir’in Roma dönemine ait ve iyi korunmuş en büyük mozaik alanının Agora’da olduğunu söyleyebiliriz” dedi.

Fırçayla temizlendi
Mozaik alanın, “tessera” adı verilen 1 santimetreküplük mermerlerden oluştuğunu belirten Ersoy, toprak temizliği sonrasında fırça kullanarak çalıştıklarını söyledi. Mozaik üzerinde geometrik motifler olduğunu belirten Ersoy, “Şu anda mozaik alanın 5-10 metrekarelik kısmını ortaya çıkardığımız için geometrik şekillerin anlamlarıyla ilgili tam olarak bir şey söyleyemiyoruz. Ama iç içe geçmiş zincir ve değişik şekiller var. Alan tamamen kazıldıktan sonra bir fikre sahip olacağız” şeklinde konuştu.

; "> 

 

 

EFES 2009 YILI KAZILARI BAŞLADI

27/ Nisan/ 2009
Avusturya Arkeoloji Enstitüsü Müdürü ve kazı başkanı Johannes Koder, Avusturyalılar tarafından gerçekleştirilen Efes kazılarının 114. bu yıl 27 Nisanda başlayıp 25 Eylüle kadar süreceğini bildirdi. 
Bu yıl kazılar 12 ülkeden 56 sı Türk 283 kişilik ekiple yapılacak.
Kazı Başkan Yardımcısı Sabine Ladstatter; bu yılki kazı proğramında antik kentteki en eski yerleşim olarak tanımlanan Çukuriçi Höyük, Helenistik Dönem Panayırdağ, Hadrian ve Domitian Tapınakları, Bizans Sarayı ve Liman Nekropolündeki mezar caddesi, Artemis Tapınağı ve Selçuklu Dönemi Türbe kazılarının yapılacağını söyledi.

Kültür varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Orhan Düzgün; Efes'in UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınması için başvuracaklarını söyledi 

Hasankeyf Kazıları Başlıyor

2/5/2009
Ilısu Barajı altında kalacak olan Batman'ın tarihi Hasankeyf ilçesindeki kazı çalışmaları mayıs ayında başlayacak.

Hasankeyf Kazı Ekibi Başkanı ve Batman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdüsselam Uluçam, yaptığı açıklamada, kazı çalışmalarının mayıs ayında başlayarak ekim ayına kadar süreceğini bildirdi.

Prof. Dr. Uluçam, Hasankeyf kurtarma kazısı konusunda ödenek sıkıntısı çekmediklerini belirterek, "Bu yıl kazı için Başbakanlık GAP İdaresinden 1 milyon 250 bin ve DSİ'den 400 bin TL ödenek ayrıldı." dedi.

Bu yıl yapılacak kazı çalışmalarını Artuklu Köşkü, Selahiye Bahçeleri içindeki Haydarbey Zaviyesi, kale başındaki Büyük Saray ve Höyük'te yapacaklarını ifade eden Uluçam, kazı çalışmalarına 12 öğretim görevlisi, 22 doktora ve yüksek lisans öğrencisi, 80 lisans öğrencisi ve 150 işçiyle sürdürüleceğini ifade etti.

Prof. Dr. Uluçam, Hasankeyf'teki çalışmaları kapsamında bu yıl ilk defa bir höyükte de kazı yapacaklarını belirterek, höyük kazısına Ege Üniversitesi'nden Prof. Dr. Gülriz Kosbe ile Prof. Dr. Hayat Erkanal'ın yer alacağını söyledi.

Bu yıl destekleme projesini Zeynelbey Türbesi'nden başlattıklarını kaydeden Prof. Dr. Abdüsselam Uluçam, Zeynelbey Türbesi için malzeme analizi yapıldığını ve askıya alma projesini uygulamaya başladıklarını belirtti.

Hasankeyf'teki arkeolojik kazıların ne zaman biteceğine dair bir tarih vermenin mümkün olmadığına değinen Uluçam, baraj yapımı konusuyla ilgileri bulunmadığını belirterek, "Baraj yapımı hükümetin ve devletin sorunudur. Biz burada Hasankeyf'in kültürünü ve tarihi dokusunu ortaya çıkarmaya çalışıyoruz." diye konuştu.


<< Arkeoloji kazılara adlı Anasayfaya dönmek için tıklayın  

Bugün 1 ziyaretçi (9 klik) kişi burdaydı!
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol